Yazar "blog"

blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

 

Özellikle amatör blogcuların ve yeni başlamış olanların kafasındaki en büyük soru işareti günlük gireceğiniz içerik adetinin ne olması gerektiğidir. Kimse boşa kürek çekmek istemez Çektiğiniz bu küreklerin sonucunda yazınızı okuyan insanların olmasını istersiniz. Hatta blogunuzdan ufak bile olsa gelir elde etmek istersiniz. O halde içerik konusunda daima bir şeyleri doğru yapmanız gerekiyor demektir. Bloglarda içerik girme sıklığını belirleyecek aslında en önemli faktör yine kişinin kendisi, yani blogun yazarıdır. Hemen aşağıda okuyacağınız başlıklar size blogunuza ne sıklıkla içerik girmeniz konusunda kesinlikle yardımcı olacaktır.

SEO için mi sıklık ayarı yapılmalı blogunuz için

SEO’nun bloglar için ve hatta tüm internet siteleri için olan önemi hiç şüphesiz çok büyük. Fakat, arama motorlarının bizden asıl bekledikleri de sade ve tamamen hilesiz, hurdasız olmamızdır. O halde arama motorları da aslında bir yerde bizden ziyaretçileri düşünmemizi istiyor öyle değil mi? O halde ilk olarak blogunuza her gün içerik girme gibi bir zorunluluğunuz olmadığını aklınıza sokun.

Blogunuzun konusunu göz önünde bulundurun

İçerik sıklığınızı belirlerken blogunuzun konusunu göz önünde bulundurun. Eğer gerçekten de çok sık güncellenen bir alanda blogunuz varsa o halde sizin günde en azından bir içerik yayınlamanız şarttır. Şöyle ki örneğin bir teknoloji blogu açıyorsunuz ve bu teknoloji blogunun çok daha iyiye gitmesini istiyorsunuz. Günde onlarca içerik gerin web sitelerini düşünürsek eğer o halde sizin de en azından günde bir içerik girmeniz gerekir.

Daha az güncellenen bir alanda hizmet veriyorsanız, ziyaretçilerinizi gerçekten doyurabilmek asıl önemli kriteriniz olmalıdır. Yani, gidip her gün bir içerik yayınlamak eğer sizi gerçekten yoruyorsa 2 günde bir veya 3 günde bir şeklinde bir grafik tablosu oluşturun. Önemli olan içeriğinizin kaliteli olmasıdır. İlla günlük içerik girmeye odaklanmayın. Siz manav değilsiniz. Fakat günlük en az bir kaliteli içerik girişi yapmak demek bir blogun çok kısa süre içerisinde yükselmesi demektir. Günde en azından bir yazı girişi yapıldığı taktirde ayda 30 farklı birbirinden benzersiz ve kaliteli içeriğiniz olmuş olacak demektir. Buna oranla da haliyle blogunuza çok daha fazla ziyaretçi akışı olacak.

Önemli olan uzunluk değil, sürerliliktir

Çok uzun yazılar her zaman kullanıcıları daha çok doyuracak diye bir şey yok. Siz elinizden geldiğince bilgilendirici yazılar yazmaya çalışın ve blogunuz için bazı tabular edinin. Bu edindiğiniz tabuları uzunca süre yıkmayın. Blogunuza verdiğiniz sözü tutun ve haftada sadece bir içerik yayınlayacaksanız bunu hiçbir zaman sektirmeyin. Böylece sizi sürekli olarak takip eden kullanıcılar da daima sizin ne zaman yeni içerik yayınlayacağınızdan haberdar olabilir.


 


Dilerseniz hadi önce işe blogcuların
 Amerikan Rüyası ile başlayalım… İnternete her gün yüzlerce yeni blog “Merhaba Dünya!” yazısıyla giriş yapıyor. Hepsinin kurucularının hedefiyse aynı; Amerikan Rüyasını yakalamak. Sabah kalkıp, bilgisayarınızın başına pijamalarınızla birlikte geçiyorsunuz ve ilk iş maillerinizi kontrol ederken dün gece size uyurken hesabınıza geçmiş olan paralarınızı kontrol ediyorsunuz. Düşünsenize! Dün gece uyurken bile para kazandınız daha ne olsun!

Şimdi, bu günkü gelirinizi ve hatta muhtemelen yarınki gelirinizi düşlerken bir de kendinize kahve hazırlamayı planlıyorsunuz. İş bu ya, ne tesadüf ki kahvenizi hazırlarken son model akıllı telefonunuza yeni bir bildirim daha geliyor ve bir başka reklam verenin daha ödeme yaptığını görüyorsunuz.

Siz de bir blogla yayın hayatına merhaba derken gerçekten bunların mı hayalini kuruyorsunuz? Üstelik, bir de tek reklam gelir kaynağınız sitenizin sağındaki ve solundaki reklamlar olacakken? Tamam o zaman fena halde yanılıyorsunuz ve düşündüğünüz Amerikan Rüyası sadece rüyadan başka bir şey değil. Neden mi?

Reklamlar Ciddi Bir Blogun Neden Gelir Kaynağı Olamaz?

Çok bir şey yapmanıza gerek yok. Eğer kafanızı biraz kaldırıp, gerçek dünyaya bakacak olursanız profesyonel olarak ciddi gelirler elde eden hiçbir blogun tek ve gerçek gelir kaynağının reklam olmadığını hemen fark edebilirsiniz. Canlı örneklerine buradan değinmek istemiyorum çünkü sizin takip ettiğiniz bloglarla benimkiler tamamen farklı olabilir. Kendiniz deneyin ve ilgi alanınızdaki sektörün lider bloglarının nasıl ciddi paraları tokatladığını bir düşünün…

İşin aslı şu ki; WordPress üzerine temellendirerek kurduğunuz bir blogtan biraz da iki üç içerik hazırlama püf noktasıyla ciddi paralar kazanmanızın imkanı yok. Ne var ki, söz konusu olan Türkiye’deki internet girişimcileri olunca herkesin kafası buna odaklanmış durumda.

Şöyle bir düşünün; artık her 10 kullanıcıdan en az 8’i reklam engelleme servisi kullanıyor. Diyelim ki, en popüler reklam ağı olan Google AdSense’ı kullanacaksınız. Sitenize günlük 1000 kişi girse bile bunlardan sadece 200’ü reklamınızı görecek. Bu 200 kişiden 5 kişi reklamınıza tıkladığındaysa tahmini olarak kazancınız en iyi ihtimalle 3,50 TL olacaktır.

Şimdi tekrardan bir bakalım, tüm bunları yaparak ve sitemizin orasını burasını reklamlarla doldurarak gerçekten istediğimiz rüyayı yaşama imkanımız var mı? Hiç sanmıyorum… Çünkü bundan daha fazlası var. Mesela, sitenizde reklam yayınlamanızın hiçte mantıklı olmayan 13 geçerli nedeni gibi;

#1. Reklamlardan Kazanmak Hızlı Değildir

Bizim geleneksel olarak yapımızda tezcanlılık var. Kim ne derse desin, blogumuzu yayına aldıktan birkaç gün sonra yaptıklarımızın karşılığını almaya başlamak istiyoruz. Lakin blog ve reklam dünyası böyle bir şey değil.Tıpkı yukarda da örneğini verdiğimiz gibi, sadece reklamlardan kazanmanız için gerçekten çok ciddi trafiğe sahip olmanız lazım.

Yoksa 2.000 – 3.000 tekil bloglarla en fazla kazandığınız paranız kira masraflarınızı çıkartabilir. Yalnız evdeki doğalgaz borularını kemirmek ideallerinizin arasında yoksa reklamların size istediğinizi vermesi pek olası şey değil.

#2. Reklamlar Dikkat Dağıtır

Bir blogun en önemli hedefi trafik kazanmak değil, sadık trafik kazanmaktır. Reklamlarsa bunun önündeki en önemli engellerden biri. Kullanıcılarınızın dikkatini çekmek için önce bin dereden su getiriyorsunuz. Sonra bir anda oraya da reklam, buraya da reklam hatta şuraya da reklam derken içeriğin en can alıcı noktalarını reklamlarla dolduruyorsunuz.

Kabul edelim, reklamlar kullanıcıların görmek istemediği ve hatta dikkatini dağıtmak için yaratılmış tablolardan ibaretler. Siz de bunları kullanıcılarınıza sunarak sadece dikkatlerin yönünü değiştiriyorsunuz hepsi bu.

#3. Reklamlar Geri Dönüşüm Katilidir

Kullanıcılarınızı sitenin içinde tutmak için belki milyonlarca farklı şey yapıyorsunuz, sonra da onlara reklamları sunarak sitenizden saniyeler içerisinde çıkıp gitmeleri için oldukça kuvvetli nedenler sunuyorsunuz. Hatta bundan üstüne üstlük bir de keyif alıyorsunuz. Bu işte sizce de bir gariplik yok mu? Eğer reklamlar kullanıcıların bu kadar çok dikkatini çekmeyi başaracaksa sizin geri dönüşümleriniz ne olacak?

#4. Hedeften Şaşıyorsunuz

Blogların açılmasının arındaki temel amacın para olduğunu pek sanmıyorum. Aslında öncelik olarak birçok blog yazarının hedefi kendince bir kitle oluşturmak. Yine de ne var ki, para hırsı ve reklamın baş döndürücü güzelliği bizi bu hedeften şaşırtabiliyor.

Önce kitle elde etmek için her şeyimizi ortaya döküyoruz ondan sonra da “Yok ya, para yoksa ne yapayım kitleyi?” Diyerek elde ettiğimiz kitleyi yine kendi elimizle sonsuzluğa doğru uğurluyoruz.

#5. Yılışık ve Para Meraklısı Gösteriyor

Acı ama gerçek, bloglarınızda yayınladığınız reklamlar sizi hem yılışık hem de para meraklısı gösteriyor. İçeriğin yanına yönüne her tarafı reklamlarla dolmuş olan bir blogun sizinle tanıştığı gibi ilk saniyeden size bir şey satmaya çalışan ucuz ve tekniksiz satıcılardan bir farkı yok.

Gerçek dünyaya dönün, böyle bir satıcıyla tanışsanız ve ilk saniyeden size bir şeyler satmaya çalıştığını deneyimleseniz ne düşünürdünüz? Tepkiniz ne olurdu? Tamam, sanırım şimdi doğru yolda ilerliyoruz.

#6. Patron Artık Siz Değilsiniz!

Blogunuzda reklam yayınlamaya başladığınız andan beri aslında artık siz patron değilsiniz. Bir zamanlar bu blog tamamen sizindi ve istediğiniz her şeyi yapma konusunda tamamen özgürdünüz ancak artık o kadar özgür değilsiniz.

Mesela Google AdSense kullandığınızı düşünelim… AdSense size bunu yapmayacaksın, şunu yapmayacaksın, bunu yapacaksın, bak bunları zaten yapmazsan olmaz diyor. Siz de daha çok kazanmak için bir nevi onun isteklerini yerine getirmeye çalışıyor ve kendi söz hakkınızdan feragat ediyorsunuz.

#7. Reklamlar Sadece Okurların Değil, Senin de Dikkatini Dağıtıyor

Reklam için önce bir hesap oluşturuyoruz, sonra bu oluşturduğumuz hesaptan aldığımız kodları sitemize yerleştiriyoruz. Bu sahneye kadar her şey çok güzel ama bundan sonrası için aynı şeyi söylemek ne yazık ki pek mümkün değil.

Şimdi, insanların reklamlarınıza neden daha az tıkladığını öğrenmeniz, tıklama oranlarını nasıl artıracağınızı bulmanız gerekiyor. Yani artık zamanınızın neredeyse yarısını da reklamlardan elde edeceğiniz geri dönüşümü arttırmak için kullanacaksınız. Bu arada tabii blogunuza vereceğiniz ilgi ve değer de yarı yarıya düşmüş olacak öyle bir şey var.

#8. Saygınlığınızı Riske Atıyor

Öyle veya böyle bir şekilde blogunuzda bir ürünün veya hizmetin reklamını yapıyorsunuz. Dahası muhtemelen bu ürün veya servis sizin kullandığınız denediğiniz bir şey değil. Tüm bunlara rağmen onların reklamını yapıyorsunuz çünkü karşılığında para alıyorsunuz.

O reklamlardaki firma sizin bir okurunuza düşük kaliteli ürün ya da servis sunduğu vakit bunun sorumluluğu tek başına o firmaya ait olmayacak. Çünkü o adam sizin okurunuzdu ve sizin blogunuz aracılığıyla o reklama erişmişti. Hadi şimdi çıkın bakalım işin içinden!

#9. Blog Reklamları Sitenizin Tasarımını Bozuyor

Doğal yerleşim filan hadi neyse de, daha çok tıklama alacak diye tasarımını alıp yerlerden yere vuran blogculara ne demek lazım peki? Sitenizin aslında belki çok kaliteli bir tasarımı var ama bu tasarımın üzerine gökkuşağı gibi karma karışık reklamlar girdiği anda tasarımınızın da haliyle karizması sarsılıyor.

#10. Blogunuzu Yavaşlatıyor!

Evet! Blogunuzda yayınladığınız her bir reklam blogunuzu bir parça yavaşlatıyor. Buna hele bir de Google AdSense gibi ağır reklamların döndüğü yayın ağlarını ekleyip de düşünecek olursak hiç sormayın gitsin. Neden kullanıcılarınıza blogunuzu terk etmesi için bu kadar çok neden sunmaya bayılıyorsunuz ki?

#11. Birkaç Kuruş için Kullanıcı Kaybediyorsunuz

Gerçekçi olalım, bu kadar çok reklama düştüğünüze göre muhtemelen hedeflediğiniz kazançtan da fersahlarca uzaktasınız demektir. Peki, tüm bu reklamlar size hala istediğinizi sunamıyorsa, birkaç kuruş fazladan kazanmak için kullanıcılarınızı kaybetmek ne kadar mantıklı olabilir?

#12. Saçmalama Özgürlüğünüz Kayboluyor

Bir bloga can veriyor olmanın belki en güzel yanlarından biri de, sahip olduğunuz sınırsız saçmalama özgürlüğüdür. Ne var ki, aldığınız reklamlarla birlikte bir sorumluluğu da üstlenmiş oluyorsunuz. Sonuç olarak artık istediğiniz gibi saçmalayamazsınız. Diyelim ki saçmalamaya başladınız, reklam verenleri ileri gittiğinizde sizi dürter geri kaldığınızda sürter.

#13. Amatör Görünüyorsunuz

Acı ama gerçek! Blogunuzun dört bir yanında bu reklamlar varken profesyonel görünmek pek olası değil. Çünkü profesyoneller bunlar yerine daha farklı stratejiler üzerinden devam ederek para kazanmayı düşünüyor. Siz de profesyonellerin yaptığını sandığı şeyi taklit edip amatör görünüyorsunuz.

Reklam Olmazsa Nasıl Kazanacağız?

Blog dünyasında reklamın iki farklı türü vardır; okurlarına satmak ve okurlarını satmak. Yukarıda bahsettiğimiz 13. Negatif etkinin tümü tamamen okurlarını satmakla alakalıydı. Profesyonel ve ciddi blogcular mı? Onlar okurlarını satmak yerine okurlarına satma tarafında yer alıyorlar. Nasıl mı?

  • Kendileri bir servis sunuyor: Sosyal medya konuları üzerine yazan bir blogcunun sosyal medya eğitimi satmaya çalışmasından daha doğal ne olabilir? Bu adam bu eğitimi satarak hem kendi ilgi alanının kalbini 12’den vurur hem de profesyonelliği dallandırıp, budaklandırma şansına erişir. Değil mi ama?
  • Kitlesine sunabilecek bir ürün geliştiriyor: Bu bir e-kitap, eğitim seti, kahve kupası, konferans bileti veya benzeri bir aksesuar olabilir. Önemli olan bu blogun kitleye sunduğu şeyin faydalı olması ve reklamlardan en az 10 kat daha ikna edici olması. Hem reklam engelleyicilerin durumunu da göz önüne alacak olursak bu son derece makul bir yol gibi duruyor.
  • Başkalarınınkini satmak: Her zaman kendine ait bir ürün veya hizmet olmak zorunda değil. Bazen başkalarının oluşturduğu hizmet veya ürünleri de satmak çok akıllıca bir strateji olabilir. Olamaz mı?

Bunun gibi yaratıcılığınıza kalmış ve gerçekten çok daha kısa sürede reklamlarınızdan daha çok gelir elde edebileceğiniz onlarca yöntem bulunuyor. Biraz da bu işe gönüllüyseniz tamamdır, artık siz de reklamların sahteliğinden kurtulup kullanıcılarınıza ve kitleye gerçek değeri satabilirsiniz!



Kıymet verip yazılarımı ve bloğumu okuyan, takip eden internet kullanıcıları, bu satırları okuyan herkese dünyanın başkenti olarak gördüğüm İstanbul’dan selamlar, saygılar sunuyorum. Merhabalar…


Geçtiğimiz aylarda haberini verdiğim mezuniyetin ardından, sizlere önemli bir gelişmenin haberini vermek istiyorum. Daha evvel misafiri olarak kısa kısa sürelerde içerisinde bulunduğum, “Aşk” olarak tanımladığım İstanbul’un bundan böyle 3 aylık misafiri olarak karşınızdayım.3 ay sonra zaman ne getirir bilemem belki Adana'ya dönüş yaparım bir süreliğine. Güzel ülkemin siz değerli güzel insanlarına güzel şehrinden yazılarımı ileteceğim. Geriye kalan hayatıma yeni bir düzen aldırma niyetiyle çıktığım bu yolda inşallah Allah (c.c) utandırmaz.Belirtmek isterim ki yeni hayat farklı yaşam farklı yerler yeni düzen isteğimin yerini bulması sonuç olarak İstanbul’da olmam benim için ayrı bir mutluluk kaynağıdır. Sevdiğim ve olmak istediğim bir şehirde, hem de üniversite eğitimimin farklı alan olmasına rağmen ilgi duyduğum severek çalışmak istediğim bilgisayar ve alanları dalında eğitimlerimden sonra iş bulabilme umuduyla şuan için burdayım.Dahası şuan için geçici olarak burdayım.Şuan için ilerde ne olacağını kestiremiyorum. İnsanın sevdiği, ilgilendiği işi yapabilme olanağı bulması dahi çok sevindirirken, inanıyorum ki zaman ilerledikçe daha da mutlu olacağım. Ayrıca İstanbul’un bana yetecek kadarının yollarını kimseye sormadan, hafızaya alabilirsem daha bir mutlu ve rahat olacağım.Geldiğim andan itibaren öğrenci hayatı yaşar gibi yaşamaktayız abim ve ben.O işi gereği İstanbul'da sürekli çalışmak zorunda, ben ise okulum bittiğinden dolayı taa Adana'dan İstanbul'a kurs için geldim.Bilgisayarla haşır neşir olduğum için sağolsun abim beni Proğramlamaya giriş kursuna önceden yazdırmış.Geldiğim ilk hafta kursa başladım.Proğramlama hakkında ilk deneyimlerimi yaşamama rağmen bir kaç ders sonra programlama dilinin zevkli geçecegini düşündüm ki öylede oluyor şuana kadar ama ilerleyen günlerde kurs zorlaşacagı için sıkıntılar haliyle ben ve kurstaki arkadaşlarımı bekliyor.Her ne kadar şimdiye kadar anlamakta sıkıtı çekmesemde programlama genel olarak matematik ağırlık olduğu için ilerde çok sıkıntı çekecegimin farkındayım çünkü matematikle aram hiç iyi değildir.Kurs yaklaşık 2.5 tahmini 3 ay a yakın sürecek Programlama egitiminden sonra C++ veya Java programlama dillerini almayı düşünüyorum.Şimdilik aklıma gelenler bu kadar sürç-ü lisan ettiysek affola :) Eğer atladığım konular olursa bu yazıyı sürekli güncelleyeceğim.Hepiniz Allah'a emanet olun ST Blog okuyucuları..
Saygılarımla

M.Serkan Türkel

         Evet arkadaşlar uzun bir aradan sonra tekrar blog yazmaya başladım.Son zamanlarda derslerime ve birkaç sebepden dolayı sürekli blogumu aksatıyordum ve birkaç deneme yazar almıştım.Fakat yazarlar tecrübesiz ve bloglama kavramını tam bilemediklerinden  çoğu paylaşımlar warez içerik olduğundan hepsini yazarlıkdan çıkardım.Artık tek başıma blogumu yöneteceğim ve blogum gereksiz paylaşımlarla çöp blog olmaktan çıkacak sadece gerekli paylaşımlar yapacağım..

         Konumuza gelecek olursak başlığımız "Blog Yazarlığı Bana Ne Kazandırdı ?" görüldüğü üzere çok güzel ve üstünde birçok değinilecek nokta olduğunu görüyorum.Aslında ilk önce konuyu Furkan ve Arda arkadaşımdan gördüm ve bende bu konuya değinmek istedim.Öncelikle yeni yeni mim olayına giriş yaptığım için ayrı bir mutluyum ve arkadaşlarımında bana bu konuda destek vermelerini istiyorum.


          Blog'u açalı yıllar oldu ve bu sürede blog tasarımı ve şekillendirme konusunda çok şey öğrendim.Kısaca, blog bana "Hayatımın bir parçası" olabileceğini gösterdi ve bu yolda beni sürükledi birçok makale ve araştırmalar yaptım bu süreçte bir çok yeni bilgiler edindim zaten araştırmaya ve öğrenmeye ilgim ve alakam çok aşırıydı.Sonra içimden dedim ki: "Kendi adıma ve teknolojik bilgilerin bulunduğu bir blog açsam nasıl olur? diye düşünürken zaman su gibi akıp geçti ve blogumu en baştan düzenlemeye başladım ve buralara kadar geldim.Bu süreçte birçok arkadaş edindim ve bu arkadaşlarla çeşitli paylaşımlarda ve bilgi alışverişlerinde bulunduk ve halen devam etmekteyiz.Benim genel olarak felsefem "Öğren ve İnsanlarla Paylaş" şeklindeydi.Bu görevimide elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum.Blog yazmak en başta düşünmeyi ve irdelemeyi öğretir insana ve en önemlisi ziyaretçiye akıcı bir yazı sunmak,yazım kurallarına uyarak düzenli bir yazı oluşturmak çok çok önemlidir.Bu durum hem ziyaretçi hem blog yazarı açısından rahat bir görünüm ve okuma alanı yaratır.

       

           Blog bana özellikle kodlarla haşır neşir olmayı öğretti.Bir şeyi tamamen dersini almadan karıştırarakda yapabilmeyi öğretti.CSS ve HTML dillerinin ne güzel bir biçimde harmanlandığını gösterdi..Bunun yanı sıra bu diller genel olarak İngilizce ağırlıkda olduğu için İngilizce'min gelişmesinede yol açtı.

                                     Ve sonuç olarak en önemlisi kazanılan dostluklar oldu.. :)





İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Tema Değiş
Boxed Full
Boxed Arkaplan
Site Rengi Değiştir
#007ABE
Blogger tarafından desteklenmektedir.